YAKLAŞIK 5-6 BİN KİŞİNİN KATILDIĞI MİTİNGTE ERDOĞAN Kargaşa ortamı oluşturmak ve halkı öfkeyle sokağa dökmek isteyenler olduğuna dikkat çekerek SAĞDUYU ÇAĞRISI YAPTI
"Şehirlerimizde, ilçelerimizde kargaşa ortamı oluşturmak. Kim ki öfkesine hakim olmayarak sokağa dökülür, cam-çerçeve indirirse, bilsin ki terör örgütünün tuzağına düşmüş olur. Kim ki hiddetle, öfkeyle sokak kavgalarında taraf olursa, bilsin ki terör örgütünü hedefine ulaşmasına hizmet etmiş olur. Çünkü, terör örgütünün nihai hedefi bizim kardeşliğimizi, dayanışmamızı sabote etmek, terör örgütünün nihai hedefi insanları sokağa dökmek, insanları birbirine hasım eylemek, lütfen bu tuzağa düşmeyin." Geçmiş yıllarda yapılan Kütahya AKP mitinglerine göre daha az kalabalık olan ve yaklaşık 5-6 bin kişinin dinlediği gözlemlenen Başbakan Erdoğan'ın Kütahya Zafer Meydanındaki mitingde Erdoğan AKP'nin icraatlarını anlattı, Zafer Bölgesel Havaalanı İhalesinin yapıldığını söyledi ve sık sık evet vurgusu yaptı. Erdoğan şöyle konuştu: "Kütahya'nın saygıdeğer güzel insanları, sevgili vatandaşlarım, değerli kardeşlerim, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla selamlıyor, burada tüm Kütahya'ya, tüm Kütahyalı kardeşlerime selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Bu coşkulu meydandan Altıntaş'a, Aslanapa'ya, Çavdarhisar'a, Domaniç'e, Dumlupınar'a, Emet'e, Gediz, Hisarcık'a, Pazarlar'a, Simav'a, Şaphane'ye, Tavşanlı'ya, oralarda yaşayan tüm kardeşlerime en kalbi selamlarımı, muhabbetlerimi yolluyorum. Bu harekete gönül verdiği için, bu AK kadrodan hayır dualarını esirgemediği için, bu yola yüreğini koyduğu için Kütahya'ya bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Ne güzel söylemiş Kütahya türküsü: Elif dedim be dedim, Kütahya, ben sana ne dedim. Guş ganedı galem olsa, yazılmaz benim derdim. Bizi dert yollara düşürdü sevgili kardeşlerim. Bu ülkenin derdiyle, milletimin derdiyle yollara düştük. Kütahyalı Evliya Çelebi nasıl şefaat ya Resulullah diyeceğine, seyahat Resulullah deyip yollara revan olduysa, biz de hizmet dedik, millet dedik, memleket dedik yollara düştük. 1299 yılında burada, Kütahya'da, Domaniç'te toprağa atılan tohum büyüdü, filizlendi, koca bir çınar oldu. Bir dalı Dicle'ye, Fırat'a uzandı, diğer kolu Tuna boylarını sardı. Bir diğer kolu, Nil Nehrine kadar boy attı. Buradan yolculuğa başlayanlar Bağdat'tan Fizan'a, Sana'dan Saraybosna'ya, Kırım'dan Üsküp'e kadar her yere heybelerinde barış götürdü, adalet götürdü, hak ve hukuk götürdü. Türk insanının sevgisini, merhametini götürdü. Evet, Kütahya-Domaniç kuruluşun şehridir. Ama aynı zamanda Kütahya, Dumlupınar'da yeniden şahlanışın, kükreyişin, zaferin, kurtuluşun şehridir. Onun için Kütahya bizim ışığımız, Kütahya bizim esin kaynağımız. Buradan aldığımız ilhamla Türkiye'nin 81 vilayetine hizmet götürdük. 780 bin kilometrekareye eser kazandırdık. En kuzey doğuya gidin, Artvin'de eserlerimizi göreceksiniz. En güneydoğuya gidin Hakkari'de eserlerimizi göreceksiniz. Edirne, Muğla'ya gidin, AK PARTi iktidarı döneminde yapılmış .....
Kütahya'nın saygıdeğer güzel insanları, sevgili vatandaşlarım, değerli kardeşlerim, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla selamlıyor, burada tüm Kütahya'ya, tüm Kütahyalı kardeşlerime selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Bu coşkulu meydandan Altıntaş'a, Aslanapa'ya, Çavdarhisar'a, Domaniç'e, Dumlupınar'a, Emet'e, Gediz, Hisarcık'a, Pazarlar'a, Simav'a, Şaphane'ye, Tavşanlı'ya, oralarda yaşayan tüm kardeşlerime en kalbi selamlarımı, muhabbetlerimi yolluyorum. Bu harekete gönül verdiği için, bu AK kadrodan hayır dualarını esirgemediği için, bu yola yüreğini koyduğu için Kütahya'ya bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Ne güzel söylemiş Kütahya türküsü: Elif dedim be dedim, Kütahya, ben sana ne dedim. Guş ganedı galem olsa, yazılmaz benim derdim. Bizi dert yollara düşürdü sevgili kardeşlerim. Bu ülkenin derdiyle, milletimin derdiyle yollara düştük. Kütahyalı Evliya Çelebi nasıl şefaat ya Resulullah diyeceğine, seyahat Resulullah deyip yollara revan olduysa, biz de hizmet dedik, millet dedik, memleket dedik yollara düştük. 1299 yılında burada, Kütahya'da, Domaniç'te toprağa atılan tohum büyüdü, filizlendi, koca bir çınar oldu. Bir dalı Dicle'ye, Fırat'a uzandı, diğer kolu Tuna boylarını sardı. Bir diğer kolu, Nil Nehrine kadar boy attı. Buradan yolculuğa başlayanlar Bağdat'tan Fizan'a, Sana'dan Saraybosna'ya, Kırım'dan Üsküp'e kadar her yere heybelerinde barış götürdü, adalet götürdü, hak ve hukuk götürdü. Türk insanının sevgisini, merhametini götürdü. Evet, Kütahya-Domaniç kuruluşun şehridir. Ama aynı zamanda Kütahya, Dumlupınar'da yeniden şahlanışın, kükreyişin, zaferin, kurtuluşun şehridir. Onun için Kütahya bizim ışığımız, Kütahya bizim esin kaynağımız. Buradan aldığımız ilhamla Türkiye'nin 81 vilayetine hizmet götürdük. 780 bin kilometrekareye eser kazandırdık. En kuzey doğuya gidin, Artvin'de eserlerimizi göreceksiniz. En güneydoğuya gidin Hakkari'de eserlerimizi göreceksiniz. Edirne, Muğla'ya gidin, AK PARTi iktidarı döneminde yapılmış yolları, konutları, okulları, üniversiteleri, adalet saraylarını bulacaksınız. Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan yolların benim Kütahyalı kardeşim, tam iki katı uzunluğunda yolu biz yaptık. Biz iktidara gelene kadar 5300 kilometre yol yapıldı Türkiye'de, biz iktidara gelene kadar. Fakat, şu son 7,5 yılda biz 11300 kilometre yol yaptık. Türkiye'ye hızlı treni biz tanıştırdık. Medeniyetse, buyur bunu biz yaptık. Türkiye'yi, evet değerli kardeşlerim, hava yollarıyla biz donattık, biz donatıyoruz. Türkiye'yi Marmaray gibi boğazın 82 metre derinliğinden bir raylı sistemle biz tanıştırıyoruz. İnşallah 2013'te açılışını yapacağız. Girdim, tüpün içinde yürüdüm, iş bitti. Denizin dibine tüpleri yerleştirdik. Onlar konuştu, biz yaptık; bizim farkımız bu. Sevgili Kütahyalı kardeşlerim, şu 7,5 yılda 149 bin yeni derslik yaptık ilköğretimde, ortaöğretimde. 78 yeni üniversite kurduk. Şu anda üniversitesi olmayan ilimiz kalmadı, hepsinde üniversite var. Dedik ki, şehirlerimizi değiştirelim. Onun için de bir kentsel dönüşüm-değişim yarışı başlattık. Şu ana kadar 430 bin konut inşaatı başlattık, 330 binini sahiplerine teslim ettik. Diğerlerinin inşaatı devam ediyor. Burada değerli kardeşlerim yoksullara, orta gelir grubuna, orta gelir grubunun da üstünde bütün halkımıza dedik ki buyurun, 10 yıl, 15 yıl, 20 yıl vadeyle konutlar yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Ekonomide Türkiye'yi tarihi rekorlarla buluşturduk, küresel krizde en gelişmiş ülkeler küçülürken Türkiye ekonomisi 2010 yılının ilk çeyreğinde Ocak, Şubat, Mart, bu üç ayda büyüme oranı ne oldu biliyor musunuz? 11,7 oldu. Şimdi ne diyeceksin bu muhalefete, Halep oradaysa arşın burada. Ama hala çıkıyor, hangi yüzle konuşuyorlar anlamakta zorlanıyorum. Bunlar zaman zaman enteresan matematik de yapıyorlar biliyorsunuz. Mesela 2009 filan gayet iyi toplarlar. Toplama, çıkarma filan çok iyi bilirler. Ama matematiğin dilinde olan toplama çıkarma değil ha, farklı bir dilde, onu anlatmayacağım, sizler evvel Allah, akıl erbabı olanlar bunu çok iyi bilir. Küresel krizde IMF'den yardım alan ülkeler bile bellerini doğrultamadı. Bizden önce iktidarda kimler vardı? MHP vardı. Kim vardı? DSP vardı. Kim vardı? ANAP vardı. Bunlar şimdi tabii tarih oldu. Bir tanesi yaşıyor, ama o da inanıyorum ki tarih olacak. Niye? Çünkü, dürüst değil. Ve ben zaten MHP'ye oy veren kardeşlerimin şu anda çok farklı düşündüğüne inanıyorum ve bunu biliyorum. Bakınız, bizi IMF'ci diye suçlarken, gittiler onlar o zaman iktidardayken 30 milyar dolar IMF'den borç aldılar. Ve bize 23,5 milyar dolar IMF'ye borç bıraktılar. Biz iktidara geldik, bunların bıraktığı borcu ödemeye başladık. Ödedik ödedik ödedik, şu anda 7 milyar dolar IMF'ye borcumuz var, buraya kadar düşürdük. Bu MHP çıkıyor meydanlarda konuşuyor, hangi halde, hangi yüzle konuşuyorsun? Milli Bankamız Merkez Bankası'nı tükettiler, bitirdiler. Kasada ne vardı biliyor musunuz? 26 milyar dolar, Merkez Bankası'nın kasasında bu kadar vardı. Peki, şimdi diyorlar ki bunlar yolsuzluk yapıyor, bunlar çalıyorlar çırpıyorlar şu bu vesaire. Peki şimdi Merkez Bankası'nın kasasında ne var? 75 milyar dolar var. Hem bunların borcunu ödeyeceksin, hem Merkez Bankası'nın kasasında bu olacak, çıkıp bunu konuşacaklar. Bakınız biz göreve geldik, kamu borç stoku, net borç stoku milli gelire oranı yüzde 74'tü. Yani, 100 liranın 74 lirası borçtu. Şimdi küresel krize rağmen ne oldu biliyor musunuz? Yüzde 45. Yani, şimdi 100 liranın 45 lirası borç. 74 liradan 45'e düşürdük. Biz buyuz. Size şu anda son zamanların bir rekorundan bahsedeceğim. 3 Kasım 2002 seçimlerinin hemen öncesinde İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında endeks 7 binler seviyesine kadar düşmüştü, 1 Kasım 2002'de endeks 10217 seviyesindeydi, yani seçimler yapıldığında. Şu anda kriz öncesi dönemi dahi aşmış durumdayız. Dün İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında nereyi yakaladık? 60662 endeks puanına ulaştık. Daha ne deyim ben, biraz hesap biliyorsanız, biraz kitap okuyorsanız insaf edin be. Biraz para saymasını biliyorsanız nereye geldik. Ya bunlar değil miydi akşam yatıp sabah kalkıp hemen 1'in yanına bir 0 koyanlar değil miydi bunlar? Bizim paramız, 6 tane sıfırla para olmaktan çıkmamış mıydı? Benim Kütahyalı kardeşim, hatırlayın eskiden biz zengin kime derdik? Milyonu olana zengin derdik, adam milyoner ya. Hele biraz daha zenginse, adam milyarder ya. Ama o hale geldik ki 1 milyona tuvalete gidiyorduk. Bizi o hale düşürdüler mi, paramızı o hale düşürdüler mi? Hani milliyetçilik, hani bunlar milliyetçiydi, niye bu hallere düşürdüler? Biz dedik ki, bu 6 sıfırı atacağız. Dediler ki, sakın ha enflasyon patlar. Ne oldu? Biz 6 sıfırı attık, patladı mı enflasyon? Çatladı çatladı. Göreve geldik, yüzde 30 enflasyon. Şimdi nerede? Buyur, şimdi 7-8 dolayında. İnsaf edin ya, insaf ya. Bu gerçekler ortadayken nasıl oluyor da hala bunları konuşuyorsun? Türkiye'nin tüm dünyada itibarını yükselttik. Türkiye'nin tüm dünyada mağdurların sesi, mazlumların umudu haline getirdik. Şimdi çok daha büyük bir adım atıyoruz. İşte bu hafta yine bakıyorum uluslar arası dergilerde Türkiye konuşuluyor. Türkiye'nin ekonomisi konuşuluyor. Buralara durup dururken gelmedik. Demokrasi yolunda, özgürlük yolunda, evrensel bir hukuk sistemi yolunda şimdi çok daha büyük bir değişimi gerçekleştiriyoruz. 12 Eylül'de gür bir sesle daha ileri bir demokrasi için ne diyoruz... Ne diyoruz... 12 Eylül'de özgürlüğe... 12 Eylül'de büyük Türkiye'ye... 12 Eylül'de gençlerimiz, çocuklarımız için... Sevdamız millet, kararımız... Sevdamız millet, kararımız... Sevdamız millet, oyumuz... Hamdolsun. Biz sizinle gurur duyuyoruz. Sevgili Kütahyalılar, dünyaca ünlü masal yazarı Ezop'un da Kütahyalı olduğu söylenir. Ezop'un çok güzel bir masalı var, Kütahyalılar bilir. Tilkinin canı üzüm yemek istemiş, asma dalına uzanmış üzümü alamamış, boyu yetmemiş garibin. Ondan sonra da bu üzüm zaten koruktu demiş. Evet, tilki erişemediği üzüme koruk der. Kedi de erişemediği ciğere mundar der. İşte Türkiye'nin ulaştığı seviyelere, hayalleri dahi erişemeyenler, şimdi çıkmış bizim ürettiğimiz hizmetlere, bizim ürettiğimiz eserlere çamur atmaya çalışıyorlar. Yolsuzluk diyerek, usulsüzlük diyerek, iftira atıyorlar. Aynaya baksınlar aynaya. Yolsuzluk görmek istiyorlarsa aynaya baksınlar. Usulsüzlük görmek istiyorlarsa aynaya baksınlar. Bir dönem İstanbul Belediye Başkanıydım biliyorsunuz. Benden önce İstanbul'u kimlerin yönettiğini bilirsiniz. Bu CHP yönetti o zaman. İstanbul'u nasıl, ne hale getirdiklerini bilirsiniz. Ah ah göreve geldim çöp dağlarının hakim olduğu bir İstanbul vardı. Suyu akmayan bir İstanbul vardı. Her taraf pislik, rezillik. İstanbul olmadan Türkiye olur mu? Maalesef İstanbul'u bitirmişlerdi. Ve biz geldik susuz İstanbul suya kavuştu. Hamdolsun o çöpler ortadan kalktı pırıl pırıl bir İstanbul oldu. Bunlar Kocaeli'ni yönettiler. Yolsuzluk bataklığından Kocaeli'nden çıkamadılar. Şu anda, Kocaeli Barajı sebebiyle şu anda AK PARTi'li Belediye hala borç ödüyor. Kocaelili onları maalesef, o yatırımdaki sıkıntılarını yolsuzluklarının bedelini şu anda benim Kocaeli'ndeki vatandaşlarım ödüyor. Bu milleti, kimin yoksullaştırdığını, kimin yokluğa mahkum ettiğini, bu ülkeyi on yıllar boyunca kimin geri bıraktığını görmek istiyorlarsa, önce aynaya baksınlar, önce kendi geçmişleriyle yüzleşsinler. Bu millet onların dönemlerini unutmadı. Bu millet, CHP'nin, MHP'nin koalisyon ortağı oldukları dönemlerde bu ülkeye neler yaşattıklarını unutmadı. Sevgili kardeşlerim, bakın ben size bir şey söyleyeyim; bunlar memleketi yönetirken devlet dairelerinde kaloriferler yanmazdı. Paltoyla devlet dairesinde otururlardı. Şimdi bunlara, doğalgazı getirdik doğalgazla ısınıyorlar. Şu anda Türkiye'de hamdolsun 66 vilayetimiz doğalgaz kullanıyor. Hedef 81 ilde de doğalgazı kullandırmak. Bugün dünden farklı ne söylüyorlar Allah aşkına? Türkiye'nin önüne nasıl bir vizyon koyuyorlar bileniniz var mı? Popülizm yapmayı yenilik diye sunuyorlar. CHP'de yaşanan tıkanıklığı popülizm yaparak, fakir-fukara edebiyatı yaparak aşacaklarını sanıyorlar, zannediyorlar. Ah ah bu millete, benim milletime böyle 2 anahtar dağıtanlar çok oldu bu memlekette. Bu anahtarların hangisine benim vatandaşım sahip oldu söyler misiniz? Şu göreve geldiğimizde, asgari ücretin satın alma gücüne bakın, şimdi satın alma gücüne bakın. Önemli memleket meselelerinde somut bir öneri getirmeden demagoji yapmayı siyaset zannediyorlar. AK PARTi'ye hakaret etmeyi, iftira etmeyi muhalefet zannediyorlar. 7,5 yıl boyunca, muhalefet yapmak adına tek söyledikleri dokunulmazlık. Başka bir kelime öğrenmediler. Bunu da değerli kardeşlerim, sadece popülizm olarak yaptılar. Ve bana dokunulmazlığı kaldıracağımın sözünü verdiğimi söylüyorlar. Dürüst ol, dürüst. Benim programıma bakarsan açtığın zaman bizim dokunulmazlıkla ilgili düşüncemizi orada görürsün, orada yazar. Ne yazar, tüm 657'ye tabi olanlar, yargı, Silahlı Kuvvetler, tüm memurlar, aynı şekilde milletvekilleri, hepsi dokunulmazlıktan arındırılması halinde evet; bizim düşüncemiz bu. Ama kalkıp da siyasetçiye dokunulmazlığa kaldır, eee, ondan sonrada git siyasetçiyi birilerinin eline mahkum et. Kusura bakma, bunun altında hangi tezgahın yattığını biz çok iyi biliriz, çok iyi biliriz. Onun için bu oyuna bizler gelmedik gelmeyiz. Şimdi biz diyoruz ki, gelin en büyük dokunulmazlığı kaldıralım. Gelin önce 12 Eylül Anayasasıyla dokunulmazlık zırhına bürünenlerin dokunulmazlığını kaldıralım. Milletvekili dokunulmazlığını ağızlarına sakız yapanlar, 7,5 yıldır muhalefet yapmak adına başka tek bir cümle üretemeyenler şimdi, 12 Eylülcülerin üzerindeki dokunulmazlık zırhının kalkmasına hayır diyorlar. Her gittikleri yerde benim emekli vatandaşımı istismar ediyorlar. Bu anayasa değişikliği ile memurlara toplu iş sözleşmesi hakkı getiriyoruz. Bu haktan benim ülkemde ki yaklaşık 2 milyon memur emeklisi vatandaşım da istifade edecek. Hani sen emekli dostuydun, madem emekli dostusun, neden bu düzenlemeye hayır diyorsun. Benim emekli vatandaşımı akıl tutulması yaşıyor diye aşağılayanlar, asıl akıl tutulmasını kendileri yaşıyorlar. Dün bu zihniyet benim vatandaşıma bidon kafalı diyordu. Dün bu zihniyet benim vatandaşıma göbeğini kaşıyan adam diyordu. Bugün aynı zihniyet benim emekli vatandaşımın AK PARTi'ye oy vermesini hazmedemiyor. Benim emekli kardeşlerime akıl sağlıkları bozuk diye hakaret ediyorlar. Bakın ben her zaman söylüyorum, bunlar kendileri Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde oy kabinine girip hayır diyemediler. Yürekleri hayır demeye yetmedi. Milletvekili arkadaşlarına bunlar yasak getirdiler, yasak. Onları oy kullanma kabinine göndermediler. Çünkü, kendi arkadaşlarına bile güvenmiyorlar. Milletvekili vekildir, asıl kim? Millet. Milletvekilleri vicdanlarının sesini dinler, akıllarını dinler diye korktular yasak getirdiler. Bu yasakçıların kendi içlerinden hakkı söyleyen, doğruyu söyleyen, vicdanının sesine kulak verenlere nasıl baskı yaptıklarını, nasıl tehdit ettiklerini görüyorsunuz. Ne oldu? Geçen yasama döneminde bunlar 113 kez Anayasa Mahkemesi'ne gittiler. Bakın çok enteresan. Bu yasama döneminde 44 kez Anayasa Mahkemesi'ne gittiler. Ben de onun için bunlara diyorum ki, bunlara göre Anayasa Mahkemesi ana muhalefet mahkemesi oldu. Orada yattılar, orada kalktılar. Halk diyenler, halkçılık diyenler, halkın iradesine, milletin iradesine saygısızlık yapıyor, millet iradesini mahkemeye taşıyorlar. Şimdi söylüyorum Kütahya; sen-siz, hakaret etmeyi bırakın. Çirkin benzetmelerle siyasetin üslubunu ayaklar altına almayı bırakın. Fındık kabuğunu doldurmayacak muhalefet zihniyetini bırak da çık aziz milletime şu doktorların Tam Gün Yasasını neden Anayasa Mahkemesi'ne taşıdınız, bunun neden iptal ettirdiniz, önce onu açıklayın. Benim Kütahyalı kardeşim çok iyi bilir, hastaneye gidiyor, kendisine önce muayenehaneme bir uğra diyor. Öyle mi? Öyle mi? Ben bununla asla bütün doktorlarımızı itham etmiyorum. Ama bu tezgahtan biz de geçtik, ben damdan düştüm, biliyorum. O özel muayenehanelerde başımıza gelenleri biliyorum, çektiklerimizi biliyoruz. Var yok satarak o muayenehaneye giden benim vatandaşım var. Muayenehaneye gider, ameliyat nerede? Hastane. Yahu o senin özel hastanen mi? Benim halkımın hastanesi. Ama kamuda çalışıp hastaya, kendi muayenehanesinin adresini gösteren doktorlar da var. Bu ülkede bıçak parası, ameliyat parası, özel muayenehane parası diye benim çare arayan fakir vatandaşımın 3 kuruşuna göz dikenler var. Biz bir yasa çıkardık üniversite hastanelerinde, devlet hastanelerinde çalışan doktorlar bir tercihte bulunsun; ya hastanede çalışsın, ya özel muayenehanesinde çalışsın, ama ikisi de aynı anda olmaz dedik, olmuyor dedik. Dikkatinizi çekiyorum, 110 bin doktorumuz var. Bunlardan sadece 4000-4500'ün muayenehanesi var. Biz bir haksızlığı giderdik, bir eşitsizliği giderdik, en önemlisi de milletin mağduriyetini giderdik. Kalktılar bunu bile Anayasa Mahkemesi'ne götürdüler. Anayasa Mahkemesi, yasanın bazı maddelerini iptal etti. Şu an itibariyle hala da, bakın burası çok önemli, lütfen bunu dinleyin, burası çok önemli, Türkiye'de neler yaşıyoruz bunu bilmenizi istiyorum; hala gerekçesi açıklanmış değil. Ardından Sağlık Bakanlığımızın, bakın bu çok önemli, yapmış olduğu bir basın açıklamasını, basın açıklamasını Danıştay idari işlem gibi gördü, bir gün içinde rekor bir sürede karar verdi ve 30 Temmuz'da başlayacak uygulamayı durdurdu. Değerli kardeşlerim, böyle bir şey olamaz, böyle bir şey olamaz. Ben yaptım oldu, mantık bu. Milletin mağduriyeti bunların umurunda değil. Hiç bir zaman da umurlarında olmadı. Çünkü bunların tuzu kuru. Buradan, Kütahya'dan tüm milletime sesleniyorum. Eğer sizden bıçak parası altında usulsüz para istenirse, eğer ameliyat parası istenirse, eğer size muayenehane adres olarak gösterilirse bunun müsebbibi Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Milletin çıkarını düşünmeyenler, milletin iyiliğini düşünmeyenler, milletimizin menfaatine yapılan her türlü düzenlemeye karşı çıkıyorlar, ben de diyorum ki, eğer sizden böyle bir talepte bulunulursa hemen Sağlık Bakanlığımıza ait 184 hattını arıyor ve şikayetinizi oraya iletiyorsunuz. 184, burayı arayacaksınız. Sağlık Bakanlığımız da derhal gereğini yapacak. Şimdi bakın sevgili Kütahyalılar, zaman zaman sağdan soldan duyuyorum. Halkımız son derecede haklı olarak biz 12 Eylül'de neyi oylayacağız, neye evet diyeceğiz? Türkiye'de neler değişecek diye soruyorlar. Şimdi ben sizlere birkaç müşahhas somut örnek vermek istiyorum. Sevgili Kütahyalı kardeşlerim, lütfen dikkat edin. Danıştay, Sağlık Bakanlığının bir basın açıklamasını bahane ederek sadece ve sadece 1 günde karar verdi. Milletin yararına olan bir uygulamayı belirsizliğe itti. Aynı Danıştay çok yüksek bir bedelle özelleştirilen İzmir-Alsancak Limanının devrini -dikkat edin buna- tam 30 ay geciktirdi. Ardından küresel kriz geldi ve özelleştirme sıkıntıya girdi. 606 milyon dolara özelleştirilen şeker fabrikaları Danıştay'ın kararı nedeniyle 1 yıldır devredilemiyor. Kim kaybediyor? Benim milletim kaybediyor. Türkiye kaybediyor, devletin hazinesi kaybediyor. Verdikleri ideolojik kararlarla bu millete çok ağır faturalar kesiyor, çok ağır bedeller ödetiyorlar. İstanbul'da, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin satmış olduğu bir arazi vardı, yaklaşık 1 milyar dolar. Ve maalesef hemen bunu malum odalar var, belli yerleri var, hemen Danıştay'a götürdüler. Değerli kardeşlerim, oyaladılar, oyaladılar, oyaladılar, oyaladılar ve ihaleyi alanlar ihaleden çekildiler. Bu arada küresel kriz patlak verdi, şimdi siz yarı fiyatına bile burayı satamazsınız. Kim kaybetti? İstanbul kaybetti, benim milletim kaybetti. Bu böyle devam edebilir mi? Türkiye, böyle bir hukuk sistemiyle kalkınabilir mi? Büyüyebilir mi? Böyle bir anlayışla, böyle bir zihniyetle, böyle bir hukuk sistemiyle 21. yüzyıl Türkiye yüzyılı olabilir mi? İşte bu Anayasa değişikliğiyle biz evrensel bir hukuk sisteminin, Avrupa standartlarında bir hukuk sisteminin ilk adımlarını atıyoruz. Üstünlerin hukukundan hukukun üstünlüğüne geçiyoruz. Şimdi AK PARTi yargıyı ele geçiriyor diyenlere sesleniyorum. Değerli kardeşlerim, tam tersine, yargıda kapalı devre sistemini biz kaldırıyoruz. Sıkıntıları bunların oradan geliyor, sıkıntıları oradan geliyor. Yargıda kapalı devlet sistemini biz kaldırıyoruz. Sıkıntılar bunlar oradan geliyor. Sıkıntılar oradan geliyor. Yargıda kast sistemi ortadan kalkıyor sıkıntı orada geliyor. Yargıda arka bahçe dönemi artık bu Anayasa değişikliği ile sona eriyor; bunların feryadı bu. Düşünebiliyor musunuz Anadolu'da görev yapan kürsü hakimleri dediğimiz Yargıç, bütün bunları söylüyorum, onu kast ediyorum; bu kardeşlerimizin oylarına bile saygı duymuyor. Hayır, onlar oy kullanamaz. Kim kullanacak? Biz kullanacağız diyorlar. Niye onlar da yargının eliti, kaymak takımı. Biz kullanacağız, biz belirleyeceğiz, onlar kullanamaz diyorlar. Biz de diyoruz ki, katılımcı demokrasinin gereği bu. Türkiye'deki kürsü hakimlerinin bütün mensuplarının burada oyları olacak, iradesi olacak, işte buna ne diyoruz? Ne diyoruz? Ne diyoruz? Bizim kararımız o. Onlar ne diyor? Olay bu. Bunların kaygısı, endişesi bu. Millet kazanacak, bunlar kaybedecek, imtiyazlarını kaybedecekler onun için feryat ediyorlar. Vesayet düzeninin devamından medet umanlar kaybedecek, bunlar rahatsızlar. Benim Ahmet amcam, Mehmet amcam, Ayşe teyzem, Fatma teyzem yurtdışına çıkacak, hacca gidecek. Geliyor havaalanında bilgisayar başına zamanında vergi borcu bir gün geç yatmış, 50 kuruş, 100 kuruş borç kalmış. Ne diyorlar? Sen yurtdışına çıkamazsın, böyle mi? Anayasa değişikliği ile işte bu keyfiliğe son veriyoruz. Hakim kararı olmadan hiç kimsenin yurtdışına çıkışı engellenemeyecek. Buna ne dersiniz? Ne dersiniz? Benim Ali kardeşim, Hasan kardeşim, Fatma kardeşim memur olacak. Gidiyorlar onları bakkala, manava, komşusuna soruyorlar, birileri bunu yapıyor. Yaptılar ha, neler çektik neler, bilseniz. Yahu ben bir Başbakanım, bir yerindelik denilen bir olay var. Bir atama yapıyorum, atama yaptığım kişiyle ilgili gidip kapıcısına soruyorlar ya, kapıcısına. Yahu bu insan bu devlette yıllar yılı üst düzey memurluk yapmış, üst düzey yöneticilik yapmış, ya ayıptır, kapıcısına soruyorlar. Hakkında verilen yanlış bir bilgi nedeniyle bu insanlar memur olamıyor. Hakkında yalan-yanlış bilgiler toplayıp vatandaşımın geleceğini karartıyorlar. Anayasa değişikliği ile bu insanlık dışı uygulamaya da son veriyoruz, yani fişlemeyi tarihe havale ediyoruz. Buna ne diyorsunuz? Ne diyorsunuz? Benim Kütahyalı kardeşimin, kamu kurumunda işi var, gidiyor. Kendisine ne diyorlar, bugün git yarın gel. Denildi mi? Tabi Kütahyalı vatandaşım bundan sonra nerede bu devlet demeyecek. Mahkemeye gitmesine gerek kalmadan nereye gidecek, kamu denetçisine gidecek. Orada sorununa ilk elden çözüm arayacak. Benim Kütahyalı işçi kardeşim iki ayrı iş kolunda çalışıyorsa, gidecek iki ayrı sendikaya üye olabilecek. Ne diyorsunuz evet mi? Ne diyorsunuz? Bütün Türkiye duysun. Memur kardeşim artık devletle masaya oturacak. Bugüne kadar toplu görüşmeydi, şimdi toplu iş sözleşmesi pazarlığı yapacak. Dikkat et, memur emeklisi kardeşim de bu toplu sözleşmenin neticesinden aynen istifade edecek. Bakın Avrupa Konseyi üyesi olan 47 ülkenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde görülmekte olan 120 bin dava dosyası var. Bunların 13 bini ne yazık ki Türkiye'ye ait. Yazık ya, yakışıyor mu? Neredeyse yüzde 10'u Türkiye'ye ait neden bu kadar çok? Neden Türkiye, Rusya'dan sonra ikinci sırada yer alıyor. Çünkü, Avrupa ülkelerin bir çoğunda bireysel başvuru hakkı var, bizde yok. Anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesini biz bir çeşit Türkiye insan hakları mahkemesine dönüştürüyoruz, ne diyorsunuz? Ne diyorsunuz? Bu değişiklikle vatandaşımıza evet sahip çıkıyoruz, ülkemizin itibarını daha yükseğe çıkarıyoruz. Ben burada değişiklik paketinin getireceği yalnız birkaç düzenlemeyi sizlerle paylaştım. 13 Eylül sabahı çok farklı bir Türkiye'ye inşallah hep birlikte uyanıyoruz. 13 Eylül sabahı bireysel olarak, ülke olarak çok daha büyük, çok daha itibarlı bir Türkiye ile uyanıyoruz. İşte onun için ben Kütahya'dan 12 Eylül'de çok büyük... "Evet" Bekliyorum. Ben burada MHP'ye oy vermiş, MHP'ye gönül vermiş kardeşlerime de sesleniyorum. Buradan CHP'ye oy vermiş, CHP'ye gönül vermiş kardeşlerime de sesleniyorum. Bu anayasa değişikliği bir AK PARTi projesi asla değildir. Bu anayasa değişikliği bizim şahsi projemiz, kişisel projemiz asla değil. Değerli kardeşlerim, bu seçimde hükümetin icraatlarını oylamayacaksınız. Bu seçimde muhalefetin performansını oylamayacaksınız. Bu seçimde kendi geleceğinizi, çocuklarınızın geleceğini, Türkiye'nin istikbalini oylayacaksınız. Özellikle MHP'ye oy vermiş kardeşlerime şu hususu altına çizerek hatırlatıyorum: Lütfen başınızı ellerinizin arasına koyun ve düşünün. Vereceğiniz her "hayır" oyunun kime yarayacağını, kimin işine geleceğini, kime fayda sağlayacağını lütfen düşünün. Değerli kardeşlerim, bakın bugüne kadar hiç bir araya gelemeyenler bu hayır oyunda birleştiler; CHP, MHP, BDP, evet YARSAD, bunlar hep birleştiler. Çünkü ortak yanları var, ortak yanları. Bu ülkede bunların bugüne kadar bir hayırlı işi olmamıştır. Açık söylüyorum, yani sorun-soruşturun, ya hangi eser sizin arkadaş bir söyleyin, ne yaptınız bir söyleyin. Bakın önceki gün Hatay'da bir polis aracına teröristlerce yapılan saldırı sonucu 4 polisimizi şehit verdik. Öncelikle şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum, acılı ailelerine sabır ve başsağlığı diliyorum. Çeşitli saldırılarda yaralanan tüm güvenlik güçlerimize acil şifalar temenni ediyorum. Önceki gün İnegöl'de, dün de Hatay'da bazı olaylar oldu. Ben buradan, Kütahya'dan azim milletimize, tüm vatandaşlarımıza sağduyu çağrısı yapıyorum. Terör örgütünün amacı insanları sokağa dökmek. İnsanların öfkeyle, hiddetle, sağa-sola saldırmasını sağlamak. Şehirlerimizde, ilçelerimizde kargaşa ortamı oluşturmak. Kim ki öfkesine hakim olmayarak sokağa dökülür, cam-çerçeve indirirse, bilsin ki terör örgütünün tuzağına düşmüş olur. Kim ki hiddetle, öfkeyle sokak kavgalarında taraf olursa, bilsin ki terör örgütünü hedefine ulaşmasına hizmet etmiş olur. Çünkü, terör örgütünün nihai hedefi bizim kardeşliğimizi, dayanışmamızı sabote etmek, terör örgütünün nihai hedefi insanları sokağa dökmek, insanları birbirine hasım eylemek, lütfen bu tuzağa düşmeyin. Değerli vatandaşlarım, sevgili kardeşlerim; terör örgütünün sinsi oyununa gelmeyin. Bakınız, bu ülke, biz Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Gürcüsüyle, Abhazasıyla, Romanıyla, Boşnağıyla, Arnavutuyla, kim olursa olsun kardeşiz. Yunus'un diliyle, yaradılanı severiz Yaradan'dan ötürü anlayışıyla biz kardeşiz. Değerli kardeşlerim, bu tuzağı kuranların oyununu biz ferasetimizle bozacağız, olgunluğumuzla bozacağız ve birbirimizi Yaradan'dan ötürü seveceğiz. Değerli kardeşlerim, Allah aşkına nedir bu makam-mevki. Birileri söylesin, versin-veriştirsin, hiç önemli değil. Biliyorsunuz birilerinin ağzından neler akıyor. Ben bunların hiçbirine cevap vermeyeceğim. Ne Bahçeli'sine, ne Kılıçdaroğlu'na, ne şuna ne buna, hiçbirine cevap vermeyeceğim. Bununla ilgili sadece avukatlarım hukuka gidecekler, sadece. Bu konuda kendilerini muhatap almıyorum. Benim aldığım terbiye, benim gördüğüm eğitim-öğretim, onlara onların diliyle cevap vermeme müsaade etmiyor. Onlar istedikleri kadar hakaret etsinler, onları ben milletime havale ediyorum. Onlara gereken cevabı milletim veriyor ve verecek. 12 Eylül'de de verecek, ben buna inanıyorum. Onun için onlar bir şekilde konuşacaklar, biz işimizle konuşacağız, icraatımızla konuşacağız. Değerli kardeşlerim, güvenlik güçlerimiz gerekeni yapıyor. Çok büyük bir fedakarlıkla güvenlik güçlerimiz asayiş noktasında azami gayret gösteriyor. Terör örgütü, çok kirli bir senaryonun taşeronluğunu yapıyor. Halk oylaması öncesinde kaos oluşturarak terör örgütü bir kez daha iç siyasete etki etmek istiyor. Vatandaşlarıma, sivil toplum örgütlerinin, özellikle de siyasi partilere sorumlu davranmalarını, sağduyulu davranmalarını özellikle rica ediyorum. Tekrar ediyorum; MHP Genel Başkanına, CHP Genel Başkanına, BDP'ye ve Genel Başkanına sözlerinde, açıklamalarında, üsluplarında daha dikkatli, daha sorumlu davranmaları gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Hiç kimsenin 3 tane oy için, kendi şahsi hırsları için bu ülkenin huzurunu bozmaya hakkı yoktur, olamaz. MHP de, CHP de, BDP de hakaret ederek, küfür ederek son derece tahripkar bir dil, ayrımcı bir dil kullanarak AK PARTi'yi yıpratmak uğruna sokakları gerdiğinin gerçekleştirdiklerini bunu çok iyi bilmeleri gerekir. Artık lütfen bunun farkına varsınlar. Kimse hak-hukuk tanımayan tepkileri, eylemleri haklı bir infial olarak meşrulaştırmaya, sokak eylemlerini teşvik etmeye kalkmasın. Açık söylüyorum, terör saldırılarını gerekçe göstererek şehirleri birbirine katmaya, vatandaşlarımızı mağdur etmeye, saldırganları teşvik edecek söylemlerde bulunma büyük bir fitnedir ve birlik beraberlik içerisinde bu fitneden, bu fesattan halkımızı kurtarmalıyız. Bu tür provokasyonlara çanak tutan beyanlar, sorumsuzluk örneğidir. Tüm parti başkanlarından ricam, bu hassas konuları siyaset malzemesi haline getirmemeleri, sağduyu ve aklı selim çağrısı yapmalıdır. Kütahyalı kardeşimin, Kütahya'yla birlikte 81 vilayetteki vatandaşlarımın oynanan oyunları çok iyi görmelerini, çok iyi tahlil etmelerini istiyorum. Bu terörist saldırılar asla bir tesadüf değil, asla bir rastlantı değil. Türkiye'nin demokratikleşme süreçlerine girdiği, ekonomik olarak atılıma geçtiği, umudun çoğaldığı, kardeşliğin pekiştiği her dönemde bu taşeronlar devreye girdiler. Bugün de aynı şeyi yapıyorlar. Bu hain tuzaklara karşı milletimizi uyanık olmaya çağırıyorum. Fitnecilerin provokasyonlara alet olanlar bilerek veya bilmeyerek kirli oyunların parçası olurlar. Milletçe bu tuzağı Allah'ın izniyle bozacağız. Milletçe ben inanıyorum ki, bu tuzağı bozarken kardeşliğimizi de koruyacağız. Kardeşliğimizi yüceltmeliyiz. Değerli kardeşlerim, şu anda ben sizlere böyle bir buluşmada Kütahya'ya neler yaptığımızı anlatacak değilim. Ancak Kütahya'yı kalkındırmak, daha bayındır hale getirmek için bazı başlıkları vermekte fayda görüyorum. Hani geliyorlar diyorlar ya ne yaptın? Halkım benim ne yaptığımızı biliyor. Bugün size zaten çok önemli bir müjdeyi de vereceğim ayrıca. Değerli kardeşlerim, bakınız sadece Kütahya'da tüm okullarımıza 1032 derslik biz yaptık, bilişim teknolojisi sınıflarını açtık ve 7,5 yılda 8 bin bilgisayar Kütahya'ya gönderdik bu dönemde. Değerli kardeşlerim, bakınız üniversitemiz bünyesinde Tıp Fakültesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, bir yüksekokul ve 5 araştırma, uygulama merkezi devreye girdi ve Kütahya-Dumlupınar aynı zamanda da Hukuk Fakültesine bu arada kavuşmuş oldu; bunları başardık. Sağlık hizmetleri için 135 milyon Türk Lirası, yani 135 trilyonluk harcama yaptık. 320 yataklı Evliya Çelebi Devlet Hastanesi, 104 yataklı Tavşanlı Doçent Doktor Mustafa Kalemli Devlet Hastanesi, 10 yataklı Çavdar İhsan İlçe Hastanesi ve 3 sağlık ocağını tamamladık hizmete açtık. 30 yataklı Doçent Doktor İsmail Karakuyu Simav Devlet Hastanesi Ek Binası, 10 yataklı Hisarcık Sağlık Merkezi ve 10 adet sağlık ocağının yapımına biz başladık biz tamamladık ve bunları hizmete açtık. Toplu Konut İdaresi olarak Kütahya'da bugüne kadar 5635 konut uygulaması başlattık. Bunların 4193'ü sahiplerine teslim ettik. Değerli kardeşlerim, diğerleri devam ediyor. Ve biz göreve geldiğimiz ana kadar Kütahya'daki duble yol, yani bölünmüş yol ne kadardı biliyor musunuz? Cumhuriyet tarihi boyunca şu rakama bakın Allah aşkına: 23 kilometrecik, 23 kilometrecik. Peki biz 7,5 yılda ne yaptık? 134 kilometre bölünmüş yol yaptık Kütahya'da. Hesap ortada. Şimdi büyükçe bir hava alanını yapıyoruz. Afyonkarahisar, Kütahya, Uşak illerini kapsayan ve bu bölgenin çok acil olan ihtiyacını karşılayan Zafer Bölgesel Havaalanını yapmak için ihale bugün yapıldı ve müteahhit firma belli oldu, hayırlı olsun inşallah. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Güçlü bir firma bu ihaleyi aldı, şu anda da nitekim Antalya'yı bu firma işletiyor, onlar yine orada da yap-işlet-devret'le bunu aldılar, şimdi burada da aynı şekilde. Değerli kardeşlerim, bu bölgede turizm patlaması yaşayacağız inşallah. Çünkü, Kütahya kaplıcalarıyla, Kütahya tarihi eserleriyle, Kütahya kuruluşun yapıldığı bir şehir, bir tarih kenti, bir tarih şehri. Burası inanıyorum ki ciddi manada kaynayacak evvel Allah, bereketlenecek göreceksiniz. Aynı şekilde Afyonkarahisar, orası da bir tarih kenti. Kaplıcalarıyla orası da meşhur biliyorsunuz, aynı şekilde Uşak. Ve buradaki bu bölgesel havaalanıyla birlikte tabii ki... Ben size kurban olayım ya. Biz size efendi olmaya gelmedik, hizmetkar olmaya geldik; bizim farkımız bu. Biz sizlerle gurur duyuyoruz. İnşallah bu proje tamamlandığında Kütahya'nın turizmi daha da coşacak, turizm gelirleri daha da artacak, bunları hep birlikte yaşayacağız. Ve bununla birlikte tabii bizler zaten yollarımız hamdolsun her geçen gün daha güzelleşiyor, demir yollarımız aynı şekilde. Böylece hava yolu da bu hale geliyor. Kütahya'yı bizim Hükümetimiz hamdolsun doğalgaza kavuşturdu. Ne zaman? 2004 yılında. Kütahya'ya doğalgaz arzını biz sağladık. Şu an hem sanayi tesislerinde, hem de konutlarda doğalgaz kullanılıyor. Ah ah, bir zamanlar o azot fabrikasının olduğu dönemi bir düşünün, neydi buranın hali; Kütahya'nın içine girerken zaten simsiyah oluyorduk, öyle miydi? Öyleydi, bak nereden nereye geldik. Ama şimdi mis gibi havasıyla bir Kütahya var. Tüm Türkiye'de olduğu gibi, dünyada olduğu gibi Kütahya'da da ecdadımızın, atalarımızın eserlerine de sahip çıkan yine biziz. Kütahya'da sadece vakıflar eliyle 76 adet tarihi eserin onarımını biz gerçekleştirdik. Rüstem Paşa tarafından yaptırılan 450 yıllık Rüstem Paşa Bedestenini onaran, ona sahip çıkan da yine biziz. Onardık, el sanatları çarşısı olarak hizmetinize sunduk. Orayı geziyor, alışveriş ediyorsunuz değil mi? Gediz'deki 450 yıllık Gazenferağa Hamamı'nı onaran kim? Biz. 16. yüzyılda yaptırılan Lala Hüseyin Paşa Camii'ni onararak yeniden ibadete kazandıran kim? Yine biziz. Biz Kütahya için üretmeye, Kütahya'nın çehresini değiştirmeye devam edeceğiz. İnşallah 12 Eylül sabahı farklı uyanacağız. Sevgili Kütahyalılar, ben şimdi buradan Kütahyalı hanım kardeşlerime seslenmek istiyorum. Şimdi burada konuşacağız, kadın haklarının artık anayasal bir güvenceye kavuşması için sizlerden... Sizlerden... Sizlerden... Çocuk istismarının önüne geçmek, özürlülerin, yaşlıların, şehitlerimizin bize emaneti olan dul ve yetimlerin, gazilerimizin haklarını anayasal teminat altına almak için Kütahyalılardan şöyle koskocaman bir... Kütahyalı işçi kardeşime, işçi kardeşlerimin ailelerine sesleniyorum; sendikal hakların, grev hakkının genişlemesi, birden fazla sendikaya üye olma hakkı için sizlerden şöyle büyükçe bir... Kütahyalı memur kardeşim; memurlara toplu sözleşme hakkı için, memurlara verilen kınama ve uyarma cezalarına yargı yolunu açmak için sizlerden... Emekli memur kardeşim, memurların yararlandığı toplu iş sözleşmesinden senin de yararlanabilmek için sizlerden... Daha çağdaş standartlarda bir Anayasa Mahkemesine kavuşmak için hepinizden çok ama çok büyük... Üstünlerin hukukundan hukukun üstünlüğüne geçmek için sizlerden... Sofradaki ekmeğinizi daha da büyütmek, Türkiye'nin itibarını daha da yüceltmek, kardeşliğinizi daha da pekiştirmek için sizlerden gür bir sesle... Şimdi geliyoruz işin aslına; 12 Eylül'le yüzleşmek için, 12 Eylül'le hesaplaşmak için, tekrar 12 Eylül'lerin yaşanmaması için 12 Eylül 2010'da sizden koskoca bir... Büyük Türkiye için, daha özgür Türkiye için, daha demokratik Türkiye için sizlerden... Yorulmadık değil mi? Yorulmadık değil mi? Şimdi 12 Eylül sandığa gidiyorsunuz. Önünüzde pusula; beyaz, kahverengi. Ak... Görüyorsunuz, evet beyazın üzerinde ne var? Ne var? Ne var? Mührü oraya ya Allah bismillah diyor vuruyoruz. Yeni bir sayfa açıyoruz, bembeyaz bir sayfa. Şunu biliniz: Her evet ülkemizin demokrasiye davetidir, her evet adalete davettir, her evet özgürlüğe davettir, her evet hukuka davettir. Biz Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, vekilleriniz olarak üzerimize düşeni 14 gün gece gündüz demeden yaptık. Biz sizin bizlere yüklediğiniz emanetin hakkını orada verdik. Şimdi rahmetli Menderes'in ifade ettiği gibi, o; "Yeter, söz milletindir" demişti. Ben de diyorum ki; yeter, söz de, karar da milletindir diyorum. Karar sizde. Ne diyoruz şimdi? Sevdamız millet, kararımız... Sevdamız millet, kararımız... Sevdamız millet, oyumuz... "Evet" Hazır mıyız? Hazır mıyız? Beraber yürüdük biz bu yollarda... Az geldi bana bu ses, az geldi. Beraber yürüdük biz bu yollarda. Beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bana her şey sizi hatırlatıyor. Bana her şey sizi hatırlatıyor. Bana her şey sizi hatırlatıyor. Hep birlikte evet diyor, tüm Kütahya'yı, Kütahyalı kardeşlerimi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Var olun, Allah'a emanet olun." Başbakan Erdoğan'ın konuşmasının Haber metni www.akparti.org.tr den alınmıştır. |