Türkiye demokrasi sürecindeki demoktatikleşmeyi sağlılayacak altın fırsatları, TBMM'de bulunan AKP, CHP, MHP, BDP gibi ideolojik anlayıştaki partilerin inatlaşması yüzünden kaçırıyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, demokratik anayasa fırsatının kaçırıldığını sitemkar bir şekilde ama doğru bir tespitle dile getirmişti. Şimdi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül demokratik anayasa fırsatı kaçtı tespitini yaparken, AKP'nin net bir ifade ile söyleyeyim ülkede demokrasinin gelişmesi için değil, AKP'nin yandaşlığını ve baskısını sürdürecek bir anlayışla öyle bir niyet taşımadıklarını söyleyebilirler ama algılanan o, şayet demokratik bir anayasa isteğinde samimi olsalardı tam bir anayasa metni değişikliğine giderek, köklü çözüm ortaya konulurud. Ama bu yol seçilmeyerek kapatılamktan korkan ve hakimiyetini sürdüremediği ya da kendiyle inatlaştığını kabul ettiği kurumların iç yapısında değişikliğe giderek bunları kendine angaje etme anlayışı değişikliği istenen maddelerden anlaşılıyor. Şayet AKP gerçekten demokratikleşme isterseyd yani demokratiklşeme konusunda samimi olsaydı AB sürecini hızlandırır, buna bağlı bir anayasa metni ile ortaya çıkabilirdi. Hadi bunu yapamadığını söylüyor yine samimi olsaydı, demokratikleşme konusu olan başta YÖK, siyasi partiler, dokunulmazlıklar vb. konuları da değiştirilecek madelere ekler, rasyonel, kuvvetin şahıslarda toplandığı değil, kanunda olduğu bir anayasa önerisini gündeme alırlar ve Türkiye'nin geleceğini kurtarırlardı. Bunu görebiliyor musunuz değişikliklerde, hayır. YÖK Kanunu özellikle bu kanunun rektör seçimleri konusu bilindiği gibi Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in cumhurbaşkanlığ döneminde özellikle AKP'nin sert eleştirilerine konuydu. Aradan geçen zaman zarfında ne oldu değişen? Hiç. Peki AKP'nin bu kadar sert eleştirdiği rektör seçimlerinde AKP'nin Çankaya'ya gönderdiği Abdullah Gül'ün, AKP'nin atadığı YÖK Başkanının tutumu demokratik mi? Hayır. neden? Çünkü koca koca akademisyenlere demokrasicilik oyunu oynattıktan sonra siz seçmesini bilzmezsiniz denilerek adeta en çok oy alan yerine en az ama "bizden" olan birini atama mantığıyla atamaları görüyoruz, daha da ötesi, kendi atadıkları YÖK başkanı ve Kurulu, farklı sıralamalı liste gönderince listenin istifa yoluyla geri gönderildiğine de şahit oldu sonuçta. Bütün bunlar gösteriyor ki, AKP'nin demokratlığı sabıkalı ve demokrasi karnesi zayıf. Ortaya koyduğu kimi doğru kimi kabul edilemez, yazım dili tartışmalı maddeleri demokratik bir anayasayı diye anlatmak için abartı yaparak Erdoğan'ın meydanlara çıkmasını da anlam veremiyorum. Şu gerçeği net bir şekilde ortaya koyalım: “12 EYLÜL 2010 REFERANDUMU, YENİ BİR ANAYASA GETİRMİYOR, SADECE 82 ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİ DEĞİŞTİRYOR. DARBE ANAYASASI YİNE DURUYOR” 12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak referandumu AKP iktidarı ve başbakan, kamuoyunu manüpüle ederek, sanki 1982 Anayasası tümden değişiyor ve yeni bir anayasa yapılıyormuş havası vermesi o nedenle doğru değil. Yapılan bundan öncede olduğu gibi, 82 Anayasasını muhafaza ederek, ruhunu koruyarak, üzerindeki 82 Anayasası durarak bir kısım değişiklikler yapılmasıdır. Keşke referanduma gelmeden Mecliste halledilse dediğimiz ve ülkemizin sıkıntılı bir süreçten geçtiği şu günlerde doğru bulmadığımız bu referandum, 1982 Anayasasını kaldırıp yeni bir 12 Eylül 2010 Anayasası getirmiyor. Referanduma sunulan ve bir kısmının değişmesini bizim de olumlu bulduğumu bazı maddeler değişecek. Bu tür değişiklikler, 1982’den sonra defalarca yapıldı. Ama neticede ortada duran Anayasa, milletin değil, 12 Eylül darbecilerinin yaptığı 1982 Anayasası’dır. Dolayısıyla 12 Eylül darbesinin ruhu referandumdan sonra yine var olacak ve 82 Anayasası tartışılmaya devam edecektir. Referandumda evet ya da hayır demek o kadar kolay görülmüyor. Çünkü bir paketin içinde kabul edemeyeceğimiz yanlışların yanı sıra YAŞ gibi yıllar yılı mütedeyyin insanların TSK'dan ihracına neden olan, yargı yolunu açan dorğu maddeler de var. İşte bu duurm AKP'nin 8 yıllık iktidarı döneminde yaptığı yanlışları ortaya koyuyor. Başörtüsü değişikliğinde olduğu gibi ortaya koydukları her yeni bir şey yeni bir keşmekeş yeni bir kaos ortaya çıkarıyor. YAŞ gibi bir iki olumlu maddeye için "evet" denilebilecekken, Bizzat Başbakan'ın referandumu AKP'ye güven oyuna dönüştürme çabaları, birçok insanın "hayır" yönünde oy kullanması sonucunu doğuracaktır. Çünkü 8 yıllık AKP iktidarının işsizlik başta olmak üzere, AB, demokratik Anayasa, adil bir seçim sistemi gibi konularda yetersiz olmasına rağmen, kaç seferdir büründükleri mağduriyet oyunu benzerini gerçekleştirme eğilimi seziliyor. Bugün AKP'nin içinde bulunan ve en tepe noktasında bulunan zihniyetin ekserisinin ve yandaş medyasının, 82 darbe anayasasına evet oyu verenlerden oluştuğu halde, demokrasi konusunda sabıkalı olduğu halde ve ortaya koyduklarında öyle devrim niteliğinde birşey olmadığı, referandurumda oylanacak metnin demokratik bir anayasa değil, anayasasının bazı maddeleri olduğu halde, gerçekler ters düz edilip kamuoyu manipüle ediliyor. Aydınlar (!) tam demokratik anayasa ile AKP'yi köşe sıkıştırıp buna zorlayacaklarına yandaş aydınlıkla az bir demokrasiye rıza göstermeye razı oluyorlar. Ama bu az demokrasi, tam demokratik anayasa özlemlerini belki de çok uzun bir süre tecile neden olacağı kimsenin aklına gelmiyor. Sanki az bir şerden kurtulmak için çok şerri kabul eder gibi bir durum söz konusu. Onun için bu süreç iyi izlenmeli. Başbakan, abartılı tutumundan vazgeçerek, gerçeklerle yüzleşmeci akıllı bir siyaset ortaya koyar, toplumu manipüleden ve bartmadan vazgeçerse, bu referandumun AKP'ye güven oyu taşımayacağını deklere edip, paketteki bazı maddelerin yanlışlığını ifade eder, asıl olan hemen tam demokratik bir anayasa olduğunu bunun çalışmasının başlatılacağını söylerse belki daha doğru olur. Ama AKP'den ve Başbakan Erdoğan'dan bunu beklemek mümkün mü? Zor ama inşallah olur. Aksi takdirde "kerhen "evet" diyecekler, başbakan'ın abartıyı devam ettirmesi durumunda "hayır" diyecektir" |